Yukarı

SORUMLULUK ÖZGÜVEN İNŞA EDER

SORUMLULUK ÖZGÜVEN İNŞA EDER

 

“Çocuklar Nasıl başarır” kitabıyla ilgili Milliyet Gazetesinden Özge Kara ile yapılan röportajımız:

 

“Başarı miras kalmaz”

Mümin Sekman ve Bahar Eriş, “Çocuklar Nasıl Başarır?” adlı yeni kitaplarında çocukları başarıya götüren faktörleri irdeliyor: “Başarı sürecini mutlak bir şekilde kontrol etmek mümkün değil”

Başarı yönetimi uzmanı Mümin Sekman ile üstün zeka ve yetenek eğitimi üzerine çalışmalar sürdüren akademisyen Bahar Eriş’in birlikte kaleme aldıkları “Çocuklar Nasıl Başarır?” Alfa Yayınları’nın Eğitim Serisi kapsamında  çıktı. Sekman ve Eriş, kitapta çocukların başarısında etkili faktörleri, konuyla ilgili yapılmış çeşitli araştırmaları referans göstererek açıklıyor. İkiliyle bir araya gelerek çocukları başarıya götüren etmenleri konuştuk.

 

 Başarının tanımını nasıl yapıyorsunuz?

Mümin Sekman: İnsanlar başarı tanımlarına göre ikiye ayrılır. Birincisi kişisel başarının peşinde koşanlar, ikincisi ise sosyal başarının peşinde koşanlar. Başka insanların isteyip de yapamadığı bir yere gelmek sosyal başarının, kendi olmak istediği yere gelmek ise kişisel başarının tanımı olabilir.

 

– Bir çocuğun büyüme sürecini ilmek ilmek planlamak ne kadar sağlıklı?

Bahar Eriş: Çocuğun büyüme sürecini ilmek ilmek planlamanın sağlıklı olup olmadığını bir yana bırakın, mümkün değil. Çünkü içinde olduğumuz çağ buna izin vermiyor. Böyle bir imkanımız olsa sağlıklı olur muydu? Sadece ailenin içinde olduğu bir planlama sağlıklı olmazdı diye düşünüyorum.

M. Sekman: İnsan yavrusu başarıya hazırlanma süreci en uzun süren canlı türü. Anne-babalar bu süreçte bir hata yapıp suçluluk duymak istemiyorlar. Öte yandan insan ömrü ortalama 80 yıla çıktı ve bu başarısız olmak için çok uzun bir süre. Önemli olan doğru zamanda, doğru şekilde, doğru dozda aksiyon almak ve çocuğa doğru bilgiyi vermek.

 

 

– Herkesin hayalidir dünyayı değiştirecek bireyler yetiştirmek. Fakat böyle bir beklentiye girerek sizce çocuklara çok fazla sorumluluk yüklemiş olmuyor muyuz?

B. Eriş: Çocuklardan böyle bir beklentiye girmeyi ben doğru bulmuyorum. Öncelikle karşındaki çocuk kim, bu soruyu sormak gerekiyor. Çocuğun karakterine, kabiliyetlerine, isteklerine bakmak ve bunları en sağlıklı şekilde buluşturmak gerekiyor.

 

– Peki bu süreçte ebeveynler ne kadar tarafsız olabiliyor?

M. Sekman: Çocuklar üzerinden kendini gerçekleştirmek hatalı bir beklenti. Araştırmalar da gösteriyor ki insanlar kendi çocuklarına beklentilerinin manipülasyonuyla farklı bir şekilde bakıyorlar ama komşunun çocuğunun potansiyelini daha objektif bir şekilde görebiliyorlar.

 

– Çocukların özgüvenli bireyler olarak yetişmesi için neler yapmalı?

B. Eriş: Özgüveni içsel ve dışsal olarak ikiye ayırabiliriz. Bazı çocuklar sürekli ne kadar iyi ve zeki olduklarını duyarak büyüyorlar ve bunun özgüveni güçlendiren bir şey olduğu düşünülüyor. Halbuki özgüven kişinin içinde gelişen bir şey. Öbür türlüsü, kırılgan bir özgüven oluyor. Çocukların özgüvenlerini içerden inşa etmeleri için onlara küçük yaşlardan itibaren sorumluluklar vermek çok önemli. Çocuğa çok fazla müdahale ettiğiniz zaman özgüvenin gelişmesine engel oluyorsunuz.

 

– Çocukları sürekli övmenin ya da onları yermenin başarıları üzerinde nasıl bir etkisi var?

M. Sekman: Çocuğu övmek ya da yermek yerine gerçekçi geri dönüşler yapmak gerekiyor. “Bunu şu şekilde yaptığın için sonuç böyle oldu” gibi neden-sonuç ilişkilerini göstermek lazım. Çocukların en ihtiyaç duydukları şey gerçeğin bilgisi. Metot işler, el övünür. Başarı size ait bir şey değil, başarı miras da kalmaz. Her defasında doğrusunu yapmak gerekir.

 

Söz konusu başarısızlık olduğunda bunu kazanıma çevirmek için çocuklarla nasıl bir iletişim kurmak gerekiyor?

M. Sekman: Başarısızlık, hayatta kaçınılmaz bir şey. Çocuğun başarısızlığa karşı bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekiyor. “Sana düşmeyeceğin bir dünya vadedemem ama düştüğünde nasıl ayağa kalkabileceğini sana öğretebilirim” tavrını seçmeli anne-babalar.

 

Çocuklardaki konsantrasyon sorununu aşmak için neler önerirsiniz?

B. Eriş: Çocuklar 2-3 yaşına kadar ekranla karşı karşıya gelmemeli. Ekran çok hareketli bir şey. Anne-babalar çocuğu ekrandan uzak tutarlarsa ve tüm duyularını kullanarak etrafı izlemelerine izin verirlerse odaklanma açısından daha iyi bir zemin oluşur. Çocukların bir anda çok fazla oyuncağa boğulması da onların odaklanmasına engel olan bir şey. Odaklanma probleminin fizyolojik yanları da var. Bir çocuğun çinkosu, magnezyumu eksik olduğunda odaklanma sorunu doğabiliyor. O yüzden beslenme çok önemli. İnanıyoruz ki, hayali olan her çocuğun içinde bir başarı hikayesi saklıdır. Çocuklar hayallerine konsantre olduklarında, onları hayatlarında görebilirler.